Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,
Bugün size ne bir destekçiniz ne de bir muhalifiniz sıfatıyla yazıyorum. Siyasi tutumları tartışmak ya da ideolojik polemiklere kapı aralamak için de kaleme almıyorum bu satırları. Bilakis, Türkiye Cumhuriyeti'nin kendi vatandaşlarına karşı taşıdığı sorumluluğun özüne ve vatandaşlık hakkının gerçek sınav anlarında ne ifade ettiğine ilişkin acil bir insani ve hukuki meseleyi dikkatinize sunmak amacıyla yazıyorum.
Bugün, son derece karmaşık ve ağır şartlarla karşı karşıya bulunan Türk vatandaşlarından söz ediyoruz. Bu vakaları yalnızca güvenlik dosyalarına ya da geçici siyasi gelişmelere indirgemek mümkün değildir. Aksine bunlar; söz konusu kişilerin hayatları, beden bütünlükleri ve gerek uluslararası sözleşmeler gerekse ulusal hukuk tarafından güvence altına alınmış temel insan hakları bakımından ciddi endişeler doğuran zorla kaybetme ve alıkonulma vakalarıdır.
Duvarların Ardında 590 Gün: BAE'de Alıkonulmanın Acısı
Türk vatandaşı Abdurrahman Yusuf el-Karadavi, bugün son derece ağır bir sürecin eşiğinde bulunuyor. Birleşik Arap Emirlikleri'ne teslim edilmesinin ve orada alıkonulmasının ardından kaybedilmesi ve özgürlüğünden mahrum bırakılmasının üzerinden yaklaşık 590 gün geçti.
Bu sayı yalnızca takvimde geçen günlerin toplamı değildir. Bu, bir insanın uzun süre zorla özgürlüğünden mahrum bırakılması; ailesinden ve çocuklarından koparılması ve bu tür şartlarda her insanı koruması gereken açık ve bilinen hukuki ve usulî güvencelerden yoksun bırakılması anlamına gelen uzun bir süreçtir.
Abdurrahman'ın nerede tutulduğu bilinmektedir. Onu alıkoyan makam da bilinmekte ve bellidir. Bu nedenle ailesi ve dosyayı takip edenler artık klasik anlamda "Abdurrahman nerede?" sorusunu sormuyor.
Bugün herkesin vicdanına yöneltilmesi gereken asıl soru şudur:
Türkiye Cumhuriyeti, kendi vatandaşının özgürlüğüne kavuşması için ne yaptı?
Diplomasi, İlişkiler ve Nüfuz: Gerçek Vatandaşlığın Sınavı
Türkiye ile Birleşik Arap Emirlikleri arasında bugün yakın ve kapsamlı siyasi, diplomatik ve ekonomik ilişkiler bulunmaktadır. İki ülke arasında en üst düzeyde doğrudan iletişim kanalları mevcuttur.
Bu gerçek karşısında meşru bir soru ortaya çıkmaktadır: Türkiye ile böylesine güçlü ilişkilere ve ortak çıkarlara sahip bir devletin elinde bir Türk vatandaşı alıkonuluyorsa, Ankara'nın siyasi ağırlığını ve diplomatik nüfuzunu kullanarak bu alıkonulmaya son vermesinin ve vatandaşının sağ salim ülkesine dönmesini sağlamasının önünde ne vardır?
Sayın Cumhurbaşkanı, sizden Abdurrahman'ın siyasi görüşlerine katılmanızı istemiyoruz. Hükümetten onun düşüncelerini veya siyasi yaklaşımlarını benimsemesini de talep etmiyoruz.
Tek ve temel talebimiz, onun sahip olduğu statüye uygun şekilde muamele görmesidir: O, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına sahip bir Türk vatandaşıdır.
Devletlerin vatandaşlarına sağladığı diplomatik ve hukuki koruma; vatandaşların siyasi görüşlerine, iktidarla ne ölçüde aynı fikirde olduklarına ya da ne ölçüde ayrıştıklarına bağlı olmamalıdır.
Libya'daki Belirsizlik: Mahmud Fethi ve Eşinin Kaybolması Endişeleri Derinleştiriyor
Bununla bağlantılı ve en az onun kadar ciddi bir başka vakada, Türk vatandaşı Mahmud Fethi ve eşinin durumu yaşanan trajediyi ve endişeyi daha da derinleştirmektedir.
Mahmud Fethi ve eşi, yaklaşık bir ay önce Libya'nın başkenti Trablus'ta zorla kaybedildi. O tarihten bu yana aileleri, onların hayatta ve güvende olduklarını gösterecek veya bilinmeyen akıbetlerine ışık tutacak herhangi bir haber bekleyerek son derece ağır günler geçirmektedir.
Burada son derece önemli bir siyasi ve güvenlik gerçeğinin altını çizmek gerekir: Libya, Türkiye'nin etki alanından uzak bir ülke olmadığı gibi, Ankara'nın iletişim imkânlarından yoksun olduğu bir ülke de değildir.
Tam tersine Türkiye, Libya'da geniş bir siyasi, diplomatik ve güvenlik nüfuzuna ve önemli bir varlığa sahiptir. Aynı zamanda çeşitli Libyalı makamlarla düzenli ve doğrudan iletişim kanallarını sürdürmektedir.
Buna rağmen bir aydan uzun bir süre geçmiş ve iki Türk vatandaşından hâlâ hiçbir iz bulunamamıştır.
Sessizlik ile Ailelerin Bekleyişi Arasında Cevapsız Kalan Sorular
Türkiye ile güçlü bir ortaklığa sahip bir ülkede bu şartlarla karşı karşıya bulunan vatandaşlar konusunda sessiz kalınması ve belirsizliğin uzaması ne normalleştirilebilir ne de kabul edilebilir.
Mahmud Fethi ve eşi nerede?
Onları kim alıkoyuyor?
Hayattalar mı ve sağlık durumları iyi mi?
İlgili Türk makamları, onların yerini tespit etmek ve serbest bırakılmalarını sağlamak için sahada ve diplomatik düzeyde hangi somut adımları atıyor?
Bu belirsizlik perdesi altında geçen her gün, yüreklerini rahatlatacak bir haber bekleyen aileleri için korku ve psikolojik ıstırabın bir gün daha uzaması anlamına gelmektedir.
Ortak Kader: Devletin Bütün Vatandaşlarına Karşı Sorumluluğu
Bugün önümüzde ortak bir kaderi paylaşan Türk vatandaşlarına ilişkin iki ayrı vaka bulunmaktadır.
İlkinde, yaklaşık 590 gündür kayıp ve alıkonulmuş durumda bulunan Abdurrahman Yusuf el-Karadavi vardır.
İkincisinde ise Libya'da yaklaşık bir aydır zorla kaybedilmiş durumda bulunan Mahmud Fethi ve eşi vardır.
Her iki vakanın şartları ve ayrıntıları farklı olabilir. Sürece dâhil olan devletler ve taraflar da birbirinden farklıdır. Ancak hepsini birleştiren tek ve temel bir gerçek vardır:
Hepsi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır.
Bir vatandaş kendi ülkesinin sınırları dışında kendisini koruyamaz hâle geldiğinde, devlet ve kurumları onun ilk ve son sığınağı olmalıdır. Vatandaşlık kavramının gerçek anlamı da tam olarak böyle zamanlarda ortaya çıkar.
Acil Talepler ve Beklenen Adımlar
Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, Sayın Cumhurbaşkanı, yaşanan mağduriyetin ağırlığıyla orantılı, acil ve kararlı bir girişimde bulunmanızı talep ediyoruz:
- Türkiye Cumhuriyeti'nin elindeki bütün diplomatik ve siyasi imkânları kullanarak Abdurrahman Yusuf el-Karadavi'nin alıkonulmasına son verilmesini ve derhâl, güvenli bir şekilde Türkiye'ye dönmesinin sağlanmasını;
- Türkiye'nin Libya'daki yakın ilişkilerinin ve doğrudan nüfuzunun harekete geçirilerek Mahmud Fethi ve eşinin nerede olduklarının derhâl tespit edilmesini, sağlık ve güvenlik durumlarının doğrulanmasını, akıbetlerinin açıklığa kavuşturulmasını ve serbest bırakılarak Türkiye'ye dönmeleri için ciddi ve etkin girişimlerde bulunulmasını;
- Bu vatandaşların ailelerinin, yaşanan mağduriyeti sona erdirmek amacıyla resmî makamlar tarafından yürütülen çalışmalar ve atılan adımlar konusunda düzenli, açık ve şeffaf biçimde bilgilendirilmesini talep ediyoruz.
Devletin Gücü, Vatandaşlarını Koruyabilmesinde Ortaya Çıkar
Bir vatandaş, hükümetiyle siyasi görüş ve tercihler konusunda anlaşmazlığa düşebilir. Aynı şekilde iktidar da bir vatandaşın görüşlerine veya tercihlerine katılmayabilir. Ancak vatandaşlık ve tabiiyetten doğan haklar, vatandaşın devletinin korumasına en fazla ihtiyaç duyduğu anda ortadan kalkmamalı veya zayıflamamalıdır.
Devletlerin gücü ve bölgesel ya da uluslararası itibarı yalnızca siyasi veya askerî nüfuzlarının büyüklüğüyle ölçülmez. Bir devletin gerçek gücü, vatandaşlarından biri tehlikeye düştüğünde bütün diplomatik ağırlığını, nüfuzunu ve kurumlarını onu korumak ve sağ salim ülkesine geri getirmek için seferber edebilmesinde en açık biçimde ortaya çıkar.
Abdurrahman Yusuf el-Karadavi'nin Türkiye'nin müdahalesine ihtiyacı var.
Mahmud Fethi ve eşinin Türkiye'nin korumasına ihtiyacı var.
Ailelerinin ise tatmin edici cevaplara ve kararlı adımlara ihtiyacı var.
Ve Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, size yöneltilen soru hâlâ cevabını bekliyor:
Türkiye, vatandaşlarını korumak ve özgürlüklerine kavuşmalarını sağlamak için ne zaman harekete geçecek? Bu kadar uzayan trajedi ne zaman sona erecek?
590 gün alıkonulmak çok uzun bir süredir.
Bir ay boyunca insanların akıbetinden hiçbir haber alınamaması da çok uzun bir süredir.
Zorla kaybetmenin sessizlikle karşılanan bir gerçekliğe dönüşmesine izin vermeyin.